Deprem Yapı Riski Testi
12/10/2007 ·
Oturduğunuz bina depreme karşı nekadar dayanıklı ? Bilmiyor musunuz ??
Ozaman asagıdaki testi yapmanızı tavsiye ederim ..
1- Binanızın bulunduğu yer:
Kayalık zemin: 0,
Yüksek ve tepelik yer: 1,
Eğimin yüzde 20`nin üzerinde olduğu yamaçlar: 2,
Çevresine göre çukur yerler: 3,
Dere yatağı ve dolgu zeminler: 4,
Sulu zeminler: 5,
2-Binanız betonarme ise yaşı:
1-10 yıl: 0,
10-11 yıl: 1,
11-20 yıl: 3,
21-30 yıl: 4,
31 yıl ve üstü: 5,
3- Binanızın taşıyıcı sistemi:
Çelik ya da ahşap bina: 0,
Betonarme bina: 1,
Tuğla örgü yığma bina: 2,
Taş örgü yığma bina: 3,
Kerpiç örgülü bina: 4,
Kerpiç örgülü toprak damlı bina: 5,
4- Binanızda bodrum kat ve rutubet sorunu var mı?
Bodrum kat var, hiç rutubet olmuyor: 0,
Bodrum kat var, kış aylarında rutubetli: 1,
Bodrum kat yok, rutubet yok: 2,
Bodrum kat var, sürekli rutubet var: 3,
Bodrum kat var, su birikiyor: 5,
5- Binanız zemin kat dahil kaç katlı?
Bir katlı: 0,
İki katlı: 1,
Üç katlı: 2,
Dört-beş katlı: 3,
Altı-sekiz katlı: 4,
Dokuz kat ve üstü: 5,
6- Binanızın zemin katı nasıl?
Üst katlarla aynı: 0,
Üst katlardan daha içerde, ancak duvarlar kapalı: 1,
Kat yüksekliği diğer katlardan daha fazla, ancak duvarlar kapalı: 2,
Normal katlarla aynı, ancak duvar yok: 3,
Normal katlardan daha içeride, ancak duvar yok: 4,
Kat yüksekliği normal katlardan dahafazla, ancak duvar yok: 5,
7-Bina çıkmaları nasıl?
Binada hiç çıkma yok: 0,
Yalnızca balkonlar çıkma: 1,
Binanın bütününde kapalı çıkma var 80 cm`ye kadar: 3,
Açık çıkmalar duvarlarlakapatılmış: 4,
Binanın bütününde 80 cm`den fazla çıkma var: 5,
8-Binaya yapılan müdahale var mı?
Binanın herhangi bir yerinde değişlik yapılmadı: 0,
Binanın iç duvarlarında kaldırılan bölümler var: 1,
Binanın iç duvarlarında birden fazla kaldrırılan bölümler var: 2,
Dış duvarlarda pencere açıldı veya pencereler büyütüldü: 3,
Binanın bütününde ilave pencere yapılması ya da duvarların kaldırılması: 4,
İç bölme ve duvarların komple kaldırılması (1 kat bile olsa): 5
9-Binanın kullanım amacı değiştirildi mi?
Bina yapım amacına göre kullanılıyor: 0,
Konut amaçlı yapılıp, normal katlar atölye olarak kullanılıyor: 1,
Zemin kat konut amaçlı yapılıp, dükkan ya da atölye olarak kullanılıyor: 2,
Binaya sonradan asansör montajı yapıldı: 3,
Sonradan çatı arasına bir tondan fazla kapasiteli su deposu yapıldı: 4,
Binaya sonradan asansör ve su deposu yapıldı: 5,
10 -Binanızda şu ana kadar:
Herhangi bir tamirat yapılmadı: 0,
Titreşimli bir aletle tamirat yapıldı: 1,
Yapının taşıyıcıları titreşimli bir aletle tamir edildi: 2,
Kolon ve kirişlere delik ve benzeri müdahale yapıldı: 3,
Binada katya da döşeme ilavesi yapıldı: 4,
Binada kısmı de olsa yangın oldu: 5,
11-Binanızdaki daha önceki hasar ya da çatlaklar
Binanızda gözle görülür çatlak yok: 0,
Balkon döşemesinde ya da köşelerinde çok ince çatlak var: 1,
Çıkmalardaki dış duvarların kolon ve kirişlerin birleştiği yerde çok ince çatlaklar var: 2, Pencere altıve hizalarında duvarda yatay çatlaklar var: 3,
Dış duvarlarda yatay vedüşey bina yüksekliğince çatlama var: 4,
12- Bina şekli, plan şeması:
Kare ya da çokgen: 0,
Dikdörtgen: 1,
Yıldız şeklinde: 2,
Binada derin boşluklar var: 3,
Bitişik bloklar, aynı kat seviyesinde değil: 4,
Bitişik bloklar, aynı yükseklikte değil: 5,
DEĞERLENDİRME
Her soruya verdiğiniz yanıtların karşılığındaki değerleri topladığınızda;
0-6 arası binanızda ciddi bir deprem riski bulunmamaktadır.
7-12 puan binanızda düşük deprem riski bulunmaktadır.
13-20 orta deprem riski söz konusu, yapı uzmanlarca incelenmeli.
21-60 deprem etkilerine açık bir yapıya sahipsiniz.
Öncelikle yapınızın mimar ve mühendisiyle temasa gecerek uzman bir kuruluştan tespit isteyiniz…
Yorum (yok) Yorum yaz!
Gps Nedir?
11/10/2007 ·
GPS’ in kısa mesafelerde hassasiyeti, hassasiyeti arttırma yöntemleri ve model araba navigasyonuna uygulanabilirliği. Amacımız, kısa menzilli model arabanın navigasyonunda, hassas ölçüm ve her ortamda çalışabilirliğe sahip bir sistem kurabilmektir. Dünyada çok yaygın olarak kullanılan GPS
sistemin bu amaca uygunluğunu inceledik.
Bu incelemeyi yaparken temel olarak masa üstü araştırması yürüttük ve internet kaynaklarını kullandık. Buna ek olarak sistemi aktif olarak kullanan bir kuruluş ile görüşerek sistemin verimi hakkında deneyime dayalı bilgiler ve çeşitli kaynaklar elde etmek fırsatını bulduk.
2. GPS nedir?
Global Positioning System. (Global Yer Belirleme Sistemi) Düzenli olarak kodlanmış bilgi yollayan bir uydu ağıdır ve uydularla aramızdaki mesafeyi ölçerek dünya üzerindeki kesin yerimizi tespit etmeyi mümkün kılar.
Bu sistem, ABD savunma bölümüne ait, yörüngede sürekli olarak dönen 24 uydudan oluşur. Bu uydular çok düşük güçlü radyo sinyalleri yayarlar. Yeryüzündeki GPS alıcısı, bu sinyalleri alır. Böylece konum belirlenmesi mümkün olur. Bu olağanüstü sistemi kurmak Amerika’ya ucuza mal olmamıştır. Sistemin kurulum değeri yaklaşık olarak 12 milyar ABD Dolarıdır. Devam eden bakım masrafları sistemin değerini arttırmaktadır.
Bu sistemin ilk kuruluş hedefi tamamen askeri amaçlar içindi. GPS alıcıları yön bulmakta, askeri çıkartmalarda ve roket atışlarında kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Ancak, 1980’lerde GPS sistemi sivil kullanıma da açılmıştır. Artık bir çok alanda hayati önem taşıyan bir araç olarak kullanıma girmiştir.
2.1. Kullanım Alanları
GPS’ in karada, havada ve denizde bir çok kullanım alanı vardır. Basit bir anlatımla, GPS size bulunduğunuz yerleri işaretleme ve belirlediğiniz noktaya geri dönme imkanı sağlar. GPS, kapalı alanlar ve su altı gibi sinyallerin alınmasının güçleştiği yerler dışında dünya üzerinde her yerde çalışır.
2.2. GPS Sistemi
NAVSTAR sistemi, uzay bölümü (uydular), kontrol bölümü (yer istasyonları) ve kullanıcı bölümünden (GPS alıcısı) oluşur.
2.2.1. Uzay Bölümü
Uzay bölümü, en az 24 uydudan (21 aktif uydu ve 3 yedek) oluşur ve sistemin merkezidir. Uydular, “Yüksek Yörünge” adı verilen ve dünya yüzeyinin 20.000 km üzerindeki yörüngede bulunurlar. Bu kadar fazla yükseklikte bulunan uydular oldukça geniş bir görüş alanına sahiptirler ve dünya üzerindeki bir GPS alıcısının her zaman en az 4 adet uyduyu görebileceği şekilde yerleştirilmişlerdir.
Uydular saatte 7.000 mil hızla hareket ederler ve 12 saatte, dünya çevresinde bir tur atarlar.
Güneş enerjisi ile çalışırlar ve en az 10 yıl kullanılmak üzere tasarlanmışlardır. Ayrıca güneş
enerjisi kesintilerine karşı (güneş tutulması vs.) yedek bataryaları ve yörünge düzeltmeleri
için de küçük ateşleyici roketleri vardır.
GPS projesi ilk uydunun 1978’de ateşlenmesiyle başlamıştır. 24 uyduluk ağ 1994’de tamamlanmıştır. Projenin devamlılığı ve geliştirilmesi ile ilgili bütçe ABD Savunma Bölümüne aittir.
Uyduların her biri, iki değişik frekansta ve düşük güçlü radyo sinyalleri yayınlamaktadır. (L1, L2) Sivil GPS alıcıları L1 frekansını (UHF bandında 1575,42 Mhz), ABD Savunma bölümü alıcıları L2 (1227,60 Mhz) frekansını dinlemektedirler. Bu sinyal “Görüş Hattında – Line of Sight” ilerler. Yani bulutlardan, camdan ve plastikten geçebilir ancak duvar ve dağ gibi katı cisimlerden geçemez.
Daha rahat anlaşılması için, bildiğimiz radyo istasyonu sinyalleri ile L1 frekansını kıyaslamak istersek; FM radyo istasyonları 88 ile 108 Mhz arasında yayın yaparlar, L1 ise 1575,42 Mhz’ i kullanır. Ayrıca GPS’ in uydu sinyalleri çok düşük güçtedirler. FM radyo sinyalleri 100.000 watt gücünde iken L1 sinyali 20-50 watt arasındadır. İşte bu yüzden GPS uydularından temiz sinyal alabilmek için açık bir görüş alanı gereklidir.
Her uydu yerdeki alıcının sinyalleri tanımlamasını sağlayan iki adet özel “pseudo-random”
(şifrelenmiş kod) kodu yayınlar. Bunlar Korumalı (Protected – P code) kod ve
Coarse/Acquisition (C/A code) kodudur. P kodu karıştırılarak sivil izinsiz kullanımı
engellenir, bu olaya “Anti-Spoofing” adı verilir. P koduna verilen başka bir isimde “P (Y)”
yada sadece “Y” kodudur.
Bu sinyallerin ana amacı yerdeki alıcının, sinyalin geliş süresini ölçerek, uyduya olan
mesafesini hesaplamayı mümkün kılmasıdır. Uyduya olan mesafe, sinyalin geliş süresi ile
hızının çarpımına eşittir. Sinyallerin kabul edilen hızı ışık hızıdır. Gelen bu sinyal, uydunun
yörünge bilgileri ve saat bilgisi, genel sistem durum bilgisi ve ionosferik gecikme bilgisini
içerir. Uydu sinyalleri çok güvenilir atom saatleri kullanılarak zamanlanır.
2.2.2. Kontrol Bölümü
Adından anlaşılacağı gibi, Kontrol Bölümü, GPS uydularını sürekli izleyerek, doğru yörünge
ve zaman bilgilerini sağlar. Dünya üzerinde 5 adet kontrol istasyonu bulunmaktadır.
Bunlardan dördü insansız, biri insanlı ana kontrol merkezidir. İnsansız kontrol merkezleri,
topladıkları bilgileri ana merkeze yollarlar. Ana merkezde bu bilgiler değerlendirilerek gerekli
düzeltmeler uydulara bildirilir.
2.2.3. Kullanıcı Bölümü
Kullanıcı bölümü yerdeki alıcılardır. Daha önce bahsedildiği gibi çeşitli amaçlarla GPS
kullanarak yerini belirlemek isteyen herhangi bir kişi, sistemin kullanıcı bölümüne dahil olur.
2.3. GPS’ in Çalışma Prensibi
Uyduların Konumunun Önemi
GPS alıcısı yerini belirlemek için, öncelikle uyduların kesin yerini bilmelidir ve onlara ne
kadar uzaklıkta olduğunu bulmalıdır.
Şimdi GPS’ in uyduların yerini nasıl öğrendiğini inceleyecek olursak; Alıcı uydudan iki çeşit
bilgi alır. Bunlardan birisi, uyduların konumlarını bildiren “almanac data – almanak bilgisi “
dır. Almanak bilgisi sürekli olarak yollanır ve GPS’ in hafızasında saklanır. Bu sayede GPS
her uydunun yörüngesini bilir ve olması gereken konumu hesaplar. Uydular konum
değiştirdikçe almanak bilgisi yenilenir.
Uydu yörüngelerinde ufak sapmalar meydana gelebilir. Bu sapmaların hesaplanması için
kontrol bölümü uyduların yörünge bilgilerini sürekli olarak izler. Elde edilen bu hata verileri
Ana kontrol merkezine ulaştırılır ve düzeltilerek buradan uydulara geri gönderilir. Bu
düzeltilmiş kesin konum bilgilerine Ephemeris Data – Geçici Bilgi adı verilir. Bu bilgiler
güncelliğini 4 ila 6 saat arasında korur. Ephemeris bilgisi daha sonra kodlanarak GPS alıcısına
gönderilir.
Almanak ve Ephemeris bilgilerini alan GPS alıcısı, uyduların kesin konumlarını sürekli olarak
belirler.
Zamanlamanın Önemi
GPS alıcısının uyduların kesin konumlarını bilmesinin yanı sıra uydulara olan uzaklığını da
bilmesi gerekir. Bu sayede, dünya üzerindeki yerini hesaplayabilir. Bunun için basit bir
formül kullanılır.
Uyduya olana uzaklık; gönderilen sinyalin geliş süresiyle, hızının çarpımına eşittir.
(Geliş Süresi x Hız = Mesafe)
Uzaklığı belirlemek için kullanılan bu formülde, hızı zaten bilmekteyiz. Radyo dalgasının
hızı, atmosferdeki ufak etkiler sayılmazsa, Işık Hızına eşittir. (c = 300.000 km/sn)
Bundan sonra, formülün zaman kısmının hesaplanması gerekir. Çözüm uydulardan gelen
kodlanmış sinyallerin içinde saklıdır. Gönderilen koda “Pseudo-Random Kod” adı verilir.
Böyle adlandırılmasının sebebi, çok düzensiz bir sinyal olmasıdır. GPS alıcısı da aynı kodu
üreterek, uydudan gelen kodla eşleştirmeye çalışır. Bu iki kodu karşılaştırarak aradaki
gecikmeyi tespit eder, bu gecikme miktarı ile ışık hızının çarpımı mesafeyi verir.
Yaklaşık olarak bir uydudan sinyalin dünyaya ulaşma süresi 0,06 saniyedir. Saniyenin binde
birinde oluşacak bir hata, mesafe ölçümünde 300 km’ lik bir kaymaya sebep olacaktır. GPS
alıcısının saati, uydudaki saatler kadar hassas değildir. Alıcıya bir Atom Saati koymak ise çok
pahalı ve çok hantal olurdu. Bu yüzden, uyduya olan mesafe ölçümü, “Pseudo Range” olarak
adlandırılır. Bu bilgiyi kullanarak pozisyon belirlemek için, 4 uydu kullanılarak saat hatasını
minimuma indirinceye kadar ölçüm yapılır.
Geometrik Hesap
Şimdi uyduların yerlerini ve uydulara olan uzaklıları biliyoruz. Diyelim ki, birinci uyduya
olan uzaklık 20.000 km; bizim yerimiz, merkezi uydu olan ve 20.000 km çapındaki kürenin
yüzeyi üzerindeki her hangi bir nokta olabilir. İkinci bir uyduya da 21000 km uzaklıkta
olalım. Bu durumda, ikinci küre birinci küre ile kesişerek ara kesitte bir çember oluşturur.
Eğer buna 22.000 km uzaklıkta üçüncü bir uydu eklersek, üç kürenin ortak kesim noktası olan
2 nokta elde ederiz.
İki olası pozisyon belirlenmesine rağmen bu iki nokta arasında büyük koordinat farkları
mevcuttur. Bu iki noktadan hangisinin gerçek pozisyon olduğunu bulmak için, GPS alıcısına
yaklaşık yükseklik verisinin girilmesi gerekir. Bu şekilde GPS geriye kalan iki-boyut içinde
kesin pozisyonu belirleyebilir. Fakat üç-boyutta yer belirlenmesi için GPS dördüncü bir uydu
daha kullanır. Diyelim ki dördüncü uyduda bizden 19.000 km uzaklıkta olsun, bu dördüncü
küreyi, önceki kürelerle kesiştirirsek, elimizde sadece bir ortak kesim noktası kalır. Bu da üçboyutta
kesin konumu belirtir.
Almanak Bilgisi
GPS sürekli olarak, uyduların konumları ile ilgili bilgileri depolar. Depolanan bu bilgiye
Almanak Bilgisi denir. GPS uzun süre çalıştırılmazsa, daha önce toplanmış olan Almanak
bilgisi güncelliğini yitirir. Buna GPS’ in “soğuması” (cold) adı verilir.
GPS “soğuk” iken çalıştırılırsa uydudan bilgi toplaması uzun sürebilir. Uydulardan alınan
bilgiler dört ile altı saat güncelliğini korur, bu süre içinde GPS tekrar açılır ise bu durumda
GPS “sıcak” (warm) olarak nitelendirilir ve çalışmaya başlaması çok daha kısa süre alır. GPS’
lerin özellikleri arasında “Sıcak” ve “Soğuk” başlatma süreleri yer alır.
GPS Alıcı Teknolojisi
Çoğu modern GPS alıcıları paralel, çok kanallı çalışma sistemine sahiptir. Daha önceleri
yaygın olan tek kanallı GPS alıcı modelleri çeşitli ortamlarda sürekli olarak uydu takip
edemiyorlardı. Paralel alıcılar ise her biri bir uyduyu izlemek üzere, 5 ile 12 alıcı devresine
sahiptirler. Bunların içinden en kuvvetli dört sinyal takip edilir. Paralel alıcılar uydulara hızla
kilitlenebildikleri gibi, yüksek binalar, sık ormanlar gibi zor ortamlarda da efektif bir şekilde
çalışırlar.
2.4. GPS İle Pozisyon Ölçümünde Hata Kaynakları
Sivil GPS alıcıları aşağıdaki çeşitli nedenlerden dolayı pozisyon hataları yapmaya
meyillidirler.
Uydu Hataları
Zamanlama GPS için kritik bir faktör olduğu için GPS uyduları atom saatleri ile
donatılmışlardır. Ancak atom saatleri de mükemmel değildir. Zamanlamada oluşan çok ufak
hatalar, mesafe ölçümünde küçümsenmeyecek yanılgılara yol açar.
Uyduların uzaydaki pozisyonları ise hesaplamanın başlangıç noktasıdır. GPS uyduları yüksek
yörüngelere yerleştirilmişlerdir ve dünyanın üst atmosferinin bozucu etkilerinden
etkilenmezler. Buna karşın tahmin edilen yörüngelerinde ufak kaymalar yapabilirler. Bu da
pozisyon hatalarına yok açar.
Atmosfer
GPS uyduları zamanlama bilgilerini radyo sinyalleri olarak gönderirler ve bu da ayrı bir hata
kaynağıdır. Çünkü dünya atmosferinde, radyo sinyalleri her zaman tahmin edildiği gibi
hareket etmezler.
Radyo sinyallerinin atmosfer içinde ışık hızında hareket ettiği ve bu hızın sabit olduğu kabul
edilse de, ışık hızı sadece vakum ortamında sabittir. Radyo sinyalleri, içinde bulundukları
ortama göre yavaşlama gösterirler.
GPS sinyalleri İyonosfer’de yüklü parçacıklar ve Trotosferde su buharı tarafından geciktirilir.
Tüm hesaplamalarda ışık hızı sabit kabul edildiğinden bu gecikmeler uydunun uzaklığını
ölçmede hatalara yol açar.
İyi alıcılar atmosfer içindeki bu tipik yolculukta doğacak hataları düzeltmek için bir düzeltme
faktörü kullanırlar. Ancak atmosfer farklı yerlerde ve zamanlarda değişiklik göstereceği için
teorik bir hata modeli oluşturulamaz.
Değişken Rota Hatası
Sonunda dünya yüzeyine ulaşan GPS sinyalleri GPS alıcısına ulaşmadan önce katı cisimler
tarafından yansıtılır veya engellenir. Bu hata formuna “Değişken Rota” (Multipath) hatası
denir. İlk olarak antene gelen sinyal direkt gelirse daha hızlı ulaşır, sonradan yansıyarak gelen
sinyal diğerinden daha geç ulaşır ve bu sinyaller birbirleriyle karışarak gürültülü sonuç
yaratırlar.
Alıcı Hatası
Yerdeki alıcılar da mükemmel değildir. Kendi saatlerinde oluşan kaymaların yanı sıra iç
gürültülerden dolayı da hata yaparlar.
Seçici Kullanılabilirlik (Selective Availability)
Yukarıda anlatılan doğal hatalardan daha kötüsü, ABD Savunma Bölümü tarafından yapılan
"Kasti Hatalardır". Bu "Seçici Kullanılabilirlik" politikasının altında yatan amaç ise, karşı
güçlerin GPS sisteminin ABD ve yandaşlarına karşı kötü niyetli kullanımını önlemektir.
ABD Savunma Bölümü tarafından GPS uydu saatlerinde ve uyduların yörüngelerinde bazı
küçük sapmalar yaratılır. Bu etkiler, sistemin sivil kullanımdaki hassasiyetini önemli ölçüde
azaltır.
Eğer sabit bir GPS alıcısını hareketinin konum grafiğini, Seçici Kullanılabilirlik devrede iken
çizmek istersek, pozisyonumuzun 100 m çapındaki bir daire içinde dolaştığını görürüz.
Askeri alıcılarda bulunan kod çözücü anahtarlar, hangi hataların devrede olduğunu ve ne
kadar olduğunu söyler; böylece hatalar giderilebilir. Bu yüzden askeri GPS alıcıları, çok daha
hassas ölçüm kabiliyetine sahiptir.
Hata Kaynaklarının Gözden Geçirilmesi:
3. Hassasiyeti Artırma Yöntemi - DGPS
3.1. DGPS Nedir?
Eğer dünya bir laboratuar olsaydı, mükemmel laboratuar koşullarında GPS sistemi hatasız
çalışırdı.
GPS tasarımcıları, bu sistemi potansiyel birçok problemden koruyarak büyük bir iş
yapmışlardır. Ancak küçük hatalar birleşerek daha büyük hatalara neden olur. Hassasiyeti arttırmanın en yaygın yöntemi olan “Differential GPS” bu hataların çoğunu yok
edebilmektedir.
Her Uydu İçin Hassasiyet Standart GPS (m) Differential GPS (m)
Uydu Saatleri 1,5 0
Yörünge Hataları 2,5 0
Iyonosfer 5,0 0,4
Troposfer 0,5 0,2
Alıcı Gürültüsü 0,3 0,3
Değişken Rota (Yansımalar) 0,6 0,6
Seçici Kullanılabilirlik (SA) 5,0 0
Tipik Pozisyon Hassasiyeti
Yatay 5 2 1,3
Düşey 8 2,0
3-D 12 2,8
Diferansiyel GPS, doğal nedenler ve insan ürünü faktörlerden oluşan hataları azaltır. Bunun
arkasındaki sır, iki adet alıcı kullanımıdır. Özetle fikri anlatmak istersek;
Bölüm 2.4’de anlatıldığı gibi, GPS sinyalindeki hatalar birçok nedene dayalı olarak meydana
gelir. (uydu saatleri, yörünge hataları, atmosfer hataları gibi) Bu hataların çoğu değişken
oldukları için, tahmin edip düzeltilmeleri oldukça zordur. Yapılması gereken hataları
oluştukları süre içinde ölçmek olmalıdır.
İşte bu noktada ikinci alıcı devreye girer. Koordinatları tam olarak bilinen bir noktaya GPS
alıcısı yerleştirilir. Bu ikinci alıcı uydulardan gelen bilgilerle kendi pozisyonunu hesaplar ve
bilinen pozisyonla bu bilgileri kıyaslar. Aradaki fark GPS sinyalindeki hatadır.
Ne yazık ki, uydu hatalarını bir kere tespit edip, aynı verileri kullanarak ölçüme devam
edemezsiniz. Çünkü uydu hataları sürekli olarak değişmektedir. Bu işi yapmak için iki tane
GPS alıcısına ihtiyaç vardır. "Referans" alıcısı sürekli olarak belirlenen noktada durur ve
uyduların hatalarını tespit ederek diğer alıcıya yollar (gezinerek pozisyon tespiti yapan bu
alıcıdır), bu alıcı, gelen hata verilerini hesaplarına katarak daha hassas sonuçlar elde edebilir.
Bu teknikle DGPS birçok bilimsel araştırma ve endüstriyel uygulamalarda kullanılmaktadır.
DGPS düzeltme verilerinin gönderilmesi ve alınmasında RTCM SC-104 adı verilen
uluslararası bir veri standardı ve IALA' nın kıyı sahil vericilerine uyarlanmak üzere
geliştirdiği ayrı bir RTCM SC-104 standardı kullanılmaktadır.
3.2. DGPS Nasıl Çalışır?
Basit GPS otonom olarak çalışır. Başka bir deyişle, tek bir alıcı ile dünyanın herhangi bir
yerinde iyi sonuçlar alınabilir. Ancak, DGPS iki alıcının birlikte kullanımından oluşur. Biri
sabit diğeri hareketli olarak çalışır.
Burada sabit alıcı DGPS sisteminin hassasiyetinin anahtarıdır. Bu sabit istasyon uydulardan
alınan ölçüm değerlerini referans değerleri olarak kullanır.
Bizim dünya üzerindeki hareketimiz, uyduların dünyaya olan mesafesinin yanında, ihmal
edilecek kadar küçüktür. Eğer iki alıcı birbirine yeterince yakın ise, ki bu mesafe birkaç yüz
km olabilir, bu iki alıcıya gelen sinyaller atmosferin aynı diliminden geçer ve aynı hataların
etkisinde kalır. Böylece ikisinde de aynı gecikmeler meydana gelir.
Bu prensipten yararlanarak düzeltmeler yapılabilir.
Referans Alıcısı Hataları Ölçer
Referans Alıcısı, sabit ve koordinatları kesin olarak bilinen bir noktaya yerleştirilir. Bu
referans alıcısı, hareketli GPS alıcısı ile aynı sinyalleri alır ancak normal bir GPS’ den farklı
olarak, hesaplamaları tersten yapar. Zamanlama sinyalleriyle pozisyon hesaplamak yerine,
bilinen pozisyondan zamanı hesaplar.
Referans istasyonu, kendi konumunu ve uyduların olması gereken konumu da bildiğinden,
bulunduğu noktayla her bir uyduya olan teorik mesafesini hesaplar. Bu mesafeyi ışık hızına
bölerek zamanı bulur. Bu süre, uydudan belirtilen noktaya sinyallerin gelmesi gereken
süredir. Teorik süre ile eldeki süreyi karşılaştırır. Aradaki fark sinyalin hatası veya
gecikmesidir.
Hata Düzeltmeleri Hareketli Alıcıya Gönderilir
Bundan sonraki basamak ise, bu hata düzeltmelerinin hareketli alıcılara gönderilmesidir.
Böylece alıcı hesaplarını bu hatalara göre düzeltir. Referans istasyonu, hareketli alıcının hangi
uyduların kullanıldığını bilmediğinden, tüm uydulardan gelen sinyallerin hatalarını hesaplar
ve hareketli alıcılara gönderir. Bu hata bilgilerinin aktarımında standart bir format
kullanılmaktadır.
Düzeltme Faktörlerinin Gönderilmesi
Bunun için birkaç yöntem mevcuttur ancak kullanılan temel yöntem radyo bağlantısıdır.
Buradaki asıl sorun bilgi transferindeki hızdır. Referans istasyonu düzeltme bilgilerini
göndermekle zaman kaybetmemelidir. Eğer bilgiler geç gönderilirse, düzeltmeler güncelliğini
kaybedebilir çünkü atmosfer ve uydu durumları sürekli olarak değişmektedir.
Buna ilave olarak referans istasyonu hesaplama yaparken de biraz vakit kaybedecektir.
Referans istasyonunda yapılan hesaplamalar ve bilginin gönderilmesi sırasında geçen süreye
referans istasyonunun gecikme süresi denir. (Latency)
3.3. Post-Processed DGPS
Bazı DGPS uygulamaları için, radyo bağlantısına gerek olmayabilir. Çünkü bazı projeler
“Gerçek Zamanlı” hesaplama gerektirmez. Buna örnek olarak, deniz tabanında bir noktada
yapılacak sondaj işleminde gerçek zamanlı konum verisine ihtiyaç duyulurken, karada yeni
yapılmış bir yolun haritasının çıkartılması için gerçek zamanlı hesaplamaya gerek
olmayabilir. Bu gibi uygulamalarda, hareketli GPS alıcısı sadece ölçtüğü pozisyonları ve
ölçüm zamanlarını kaydeder. Daha sonra, bu değerler referans istasyonu tarafından, aynı
zaman aralığında kaydedilmiş düzeltme değerleri ile birleştirilerek hatalar giderilir. Bu
sisteme “Post-Processed DGPS” adı verilir.
Bu sistemin bir başka varyasyonu da “Inverted DGPS” dir. Bunu örnekle açıklamak istersek,
periyodik olarak yerlerini ana istasyona bildiren bir kamyon filosunu ele alalım. Kamyonların
her birine DGPS düzeltmeleri gönderilmesi yerine, gönderilen sinyaller ana istasyonda
düzeltilebilir. Kamyonlar yerlerini standart GPS hassasiyetinde bileceklerdir fakat ana
istasyon, her bir kamyonun yolun hangi tarafında bulunduğunu dahi izleyebilir.
4. Sonuç
4.1. GPS’ in Değerlendirilmesi
GPS’ in şu anki durumu çoğu araştırma görevleri için heyecan verici derecede kullanışlıdır ve
ileride gelişmeler bu sistemi gündelik yaşamın bir parçası haline getirecektir. Günümüzde
stratejik projelerden, eğlence amaçlı gezilere kadar bir çok alanda GPS temel bir araç olarak
kullanılmaktadır.
Araştırma konumuz olan GPS’ in model araba navigasyonuna uygunluğu konusunda varılan
sonuçlar aşağıda özetlenmiştir.
Hassasiyet
Model arabanın boyutlarını düşünürsek, en azından 10 cm hassasiyet ile yer tespiti
yapabilmemiz gerekmektedir. Deneylerimizle de elde ettiğimiz sonuçlara göre standart GPS’
in bize verebileceği hassasiyet en iyi şartlarda 5 m olabilir.
Piri Reis Denizcilik ve Deniz Kaynaklarını Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı başkanı
Prof. Dr. Erol İzdar ile görüşmemiz sonucunda; DGPS sistemini 1995’den beri deniz altı
araştırmalarında, deniz aracının belirlenen rotayı hatasız takibinin sağlanması amacıyla
kullandıklarını ve uygun hava şartlarında 10 cm hassasiyete kadar inebildiklerini belirtmiştir.
Kurulum Kolaylığı
DGPS verici istasyonunun kurulması için önceden ölçümler ve sürekli olarak kontroller
yapılması gerekmektedir. Bu da sistemin kurulumu ve işletilmesini zorlaştırmaktadır.
Fizikcimurat tarafindan hazirlanip/düzenlenip Beceriksizler Boardda sunulmustur
Seite 9 von 10
Her Ortamda Kullanılabilirlik
GPS sisteminin bizim için en büyük dezavantajı kapalı mekanlarda kullanılmasının imkansız
olmasıdır.
Maliyet
Standart GPS’ in maliyeti 200 ABD Doları’nı geçmemekle beraber hassasiyetini arttırmamız
gerekmektedir. Hassasiyeti arttırmak için DGPS sisteminin kurulması gerekmektedir.
Yaptığımız araştırmadan elde ettiğimiz sonuç DGPS sistemi maliyetinin 40.000 - 45.000
ABD Doları arasında olduğudur.
Yukarıda sayılan sebeplerden dolayı model araba navigasyonu için standart GPS sisteminin
kullanılmasının imkansız, DGPS sisteminin ise prensip olarak uygun ancak pahalı ve
kullanışsız olduğu sonucuna vardık.
4.2. Önerilen Yöntem
Amacımız, kısa menzilli model arabanın navigasyonunda, hassas ölçüm ve her ortamda
çalışabilirliğe sahip bir sistem kurabilmektir. Beklentilerimiz doğrultusunda GPS’ in yeterli
olamayacağı yukarıdaki sonuçtan açıkça görülmektedir. GPS bu projede, ancak uzun
menzillere çıkılması durumunda yardımcı kontrol elemanı olarak kullanılabilir.
Araştırmalarımızdan, bu ve buna benzer projelerde accelerometer, tilt sensor, gyroscope gibi
ölçme elemanları ile çok hassas sonuçlar elde edildiğini gördük.
Özellikle accelerometer hız ve pozisyon ölçümünde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Accelerometer ile yapabileceklerimiz:
Hız ve pozisyon ölçümü
Hız için ivme bir kere integre edilir.
Konum için ivme iki kere integre edilir.
Titreşim ve şok ölçümü
Makina sağlığı için vibrasyon ölçümü
Hareket ve şok ölçümü
Yönlendirme için yerçekimi ölçümü
Yalpa ve eğiklik ölçümü
2 ve 3 boyutlu uzayda pozisyon belirleme
Kullanım alanlarının genişliğinin yanı sıra accelerometer çok küçük ve ucuz bir ölçme
elemanıdır.
Sonuç olarak kısa menzilde model araba navigasyonu için GPS’ in kullanılması efektif
olmayacaktır. Bunun yerine accelerometer istenilen sonuçları çok daha hassas verecektir ve
GPS sistemine göre maliyeti daha düşüktür.
Kaynaklar
B. Hofmann-Wellenhof, H. Lichtenegger, and J. Collins
”Theory and Practice of GPS” , 4. Baskı
SpringerWienNewYork, 1992
Hurn Jeff
”Differential GPS Explained”
Tribmle Navigation, 1993
Yorum (yok) Yorum yaz!
Metalik Madenler (Antimuan)
6/10/2007 · Kategori: Endustriyel hammadeler
ANTİMUAN
TÜRKİYE POTANSİYELİ
Türkiye antimuan potansiyeli yönünden zengin sayılabilecek bir ülkedir [%1,2-8 Sb tenörlü
6 712 758 ton rezervden 330.000 ton (metal Sb içerikli)]. Çin, Bolivya, Bağımsız Devletler Topluluğu ve Güney Afrika Cumhuriyeti önemli antimuan rezervlerine sahiptir..
Ülkemizdeki önemli antimuan yatakları Kuzeybatı Anadolu, Tokat-Turhal ve Niğde-Gümüşler bölgelerinde yoğunlaşmıştır.
Bugünkü rezervleri açısından en büyük yataklarımız sırasıyla Kütahya-Simav-Dağardı, İzmir-Ödemiş-Emirli, Tokat-Turhal, Balıkesir-İvrindi ve Kütahya-Gediz’de bulunur.
Bunlardan Tokat-Turhal (Özdemir Antimuan) ve Kütahya-Gediz (Mutlu Madencilik ve birkaç küçük madenci) yatakları işletilmektedir. Eti Holding’e ait İzmir-Halıköy Civa-Antimuan İşletmesi 1992 yılında faaliyetine son vermiştir.
Cevherleşme çoğunlukla fay, kırık ve dokanaklara yerleşmiş damar tipi cevherleşmedir. Nadiren tabakamsı tip cevherleşmelerde (Gediz’de)gözlenir.Hakim cevher minerali antimonit (Sb2S3) olup devamlılığı az olan damarlar veya mercekler şeklinde bulunur.
Antimuan cevherleşmelerinin doğası gereği olağan arama çalışmalarıyla sağlıklı bir rezerv tayini çoğu kez mümkün olmamaktadır.
Antimuan, kurşun ve kalayla alaşıma girince bunların sertliğini ve korozyona karşı direncini arttırmaktadır.Alaşım yapımında, akü, plastik, kablo, tekstil ve seramik sanayinde.
Yurdumuzda antimuan yataklarının çoğunluğu küçük sermayeli şirketler tarafından işletilmektedir. Ülkemiz antimuan talebi yılda yaklaşık 500 tondur. Bunun %90’dan fazlası antimuan konsantresi, metali ve antimuan bileşikleri şeklinde ithal yoluyla karşılanmaktadır. Türkiye bu ihtiyacını uygun ekonomik koşullar oluştuğu takdirde yurtiçi kaynaklardan sağlayabilecek durumdadır ( Tablo 1).
SONUÇ VE ÖNERİLER
Bu çerçevede özellikle İzmir-Ödemiş-Emirli ve Tokat-Turhal antimuan yataklarının değerlendirilmesine öncelik verilmelidir. Turhal yöresinde aramalara ağırlık verilirken Emirli cevherlerinde As ve Hg’nın arıtılması amacıyla teknoloji araştırmaları gerçekleştirilmelidir.
Oluşumu düzensiz damar , mercek ya da yumrular şeklinde olduğundan bu düzensizlik arama çalışmalarını zor hatta başarısız kılmaktadır. Bu nedenle antimuan aramaları işletmeyle birlikte yapılmalıdır. Açılan galerilerde üretim ve arama birlikte sürdürülmelidir.
MTA özel şirketlere bu aşamada teknik danışmanlık yaparak aramaları – işletmeleri yönlendirmelidir.
Tablo 1
Rezerv - Üretim Durumu
| | Dünya ( 1000 Ton) | Türkiye ( 1000 Ton) |
| Rezerv | 2.500 (metal Sb) | 330 (metal Sb) |
| Üretim (2001 yılı ) | | 15,3 (metal Sb) |
İthalat-İhracat Durum
| Yıllar | 1999 | 2000 | 2001 | |||
| | Miktar (Ton) | Değer ($) | Miktar (Ton) | Değer ($) | Miktar (Ton) | Değer ($) |
| İthalat | - | - | - | - | - | - |
| İhracat | 143.525 | 124.152 | 340 | 289.400 | 300 | 275. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Metalik Madenler (KURŞUN ÇİNKO)
6/10/2007 · Kategori: Endustriyel hammadeler
KURŞUN ÇİNKO
Kurşun: Sanayide kullanılan önemli metallerden biridir. Akü, benzin, matbaa, mühimmat, boru, alaşım, lehim, renkli televizyon tüpü yapımında, boya, cam ve kimya sanayii kollarında, radyasyon ve X-ışınlarından korunmada kurşun kullanılmaktadır. Çevre kirliliği etkisinden dolayı son yıllarda kurşun kullanımında sınırlamalar getirilmiş, hurda üretimininde artması ile
Görünür metal kurşun rezervinin dünyada 100 milyon ton, Türkiye’de 0.8 milyon ton olduğu tahmin edilmektedir. En büyük kurşun rezervine sahip ülkeler Avustralya, ABD, Kazakistan, Kanada ve Çin’dir. Kurşun maden üretimi dünyada 3 milyon ton, hurdalarla birlikte toplam üretim 6 milyon ton civarındadır.
Türkiye’nin kurşun metal tüketimi ise yılda 35 bin ton kadardır. Buna karşılık yaklaşık 10 bin ton metal kurşun hurdadan, 5-6 bin ton da geçici olarak yurtdışına gönderilen cevherlerden elde edilmektedir. 15-20 bin ton mertebesindeki metal kurşun açığı da ithalat yoluyla karşılanmaktadır.
Çinko: Demir, alüminyum ve bakırdan sonra sanayide en çok kullanılan metaldir. Demir ve çeliğin korrazyona karşı direncinin artırılmasında, döküm sanayiinde kullanılan pirinç ve özel alaşımların yapımında, ayrıca çatı kaplama malzemeleri, lastik ve pil yapımında önemli miktarlarda çinko kullanılmaktadır. Görünür metal çinko rezervi dünyada yaklaşık 200 milyon ton, Türkiye’de 2.3 milyon tondur. Avustralya, ABD, Kanada, Çin en çok çinko rezervine sahip ülkelerdir. Dünyada çinko cevher üretimi 8 milyon ton, hurda çinko üretimi 0.5 milyon ton civarındadır.
Türkiye’nin çinko metal tüketimi yılda 60 bin ton dolayındadır. Bunun 10 bin tonu geçici ihraç yoluyla yurtdışına gönderilen cevherlerden geri dönen metalle, bir bölümü hurdadan kazanılmakta, geri kalan 20-30 bin tonu ithalatla karşılanmaktadır.
Ar-Ge çalışmaları teşvik edilerek çinko-kurşun yatakları içerisinde yan ürün olarak bulunan gümüş ve altın gibi değerli metaller ile indiyum, galyum, talyum ve germanyum gibi ileri teknoloji hammaddelerinin kazanılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.
KURŞUN-ÇİNKO YATAKLARI
Kurşun ve çinko tabiatta tek başına bulunabileceği gibi değişik oranlarda bakır, kurşun ve çinkonun birlikte bulunduğu yataklara da sıklıkla rastlanmaktadır. Kurşunca zengin yataklarda gümüş, çinkoca zengin yataklarda kadmiyum metalleri de yüksek oranlardadır.
Türkiye’de 600 den fazla kurşun-çinko-bakır cevherleşmesi olduğu halde bulunan maden yatakları dünyadaki diğer yataklara göre orta veya küçük rezervli yataklardır. Türkiye’deki kurşun-gümüş madenciliği dünyadaki en eski madencilikten birisi olup bir çok yöre gümüş ve kurşun içeren sözcüklerle adlandırılmıştır. Zaman zaman işletilen bu yatakların çoğu madenin bitmesi veya başka nedenlerden dolayı 20. yüzyılın başlarında kapatılmıştır. Cumhuriyetin kurulmasından sonra Etibank ve özel kuruluşlarca bir çok yerde kurşun-çinko madenleri daha modern yöntemlerle işletilmiştir. Kayseri yakınlarındaki Çinkur’a ait karbonatlı çinko izabe tesisi bir kaç yıl önce hammadde yetersizliği nedeni ile kapatılmıştır. Sülfürlü kurşun-çinko madeninin izabesi Türkiye’de yapılmamakta, konsantre edilmiş maden geçici veya kesin ihracatla yurtdışına gönderilmektedir.
Kurşun çinko yatakları oluşumlarına göre iki ana başlık altında incelenebilir.
1- Tabakaya bağımlı yataklar
Türkiye’de Orta Toroslar’da Yahyalı, Kozan, Alanya, Hadımı, Yeşilyurt yakınlarında bulunan karbonatlı çinko yatakları da genellikle Paleozoik veya daha genç karbonatlı kayaçlar içinde yer alırlar. Ancak Türkiye’deki bu tip cevherleşmeler küçük ve çok küçük damar ve düzensiz kütleler halindedir. Karstik boşluklarda ikincil zenginleşmelerle çinko tenörü %30’a kadar ulaşmaktadır. Fakat en büyük yatak Aladağ’da bile toplam metal çinko rezervi 50 bin tonu geçmez. Benzer tip oluşumlara kuzey Anadolu’da Adapazarı ve Gümüşhacıköy yakınlarında karbonatlı kayaçlar içindeki kurşun ve gümüşce zengin yataklar halinde de rastlanmaktadır.
2- Magmatizmaya Bağımlı Yataklar
2-a) Denizaltı volkanizmasına bağlı yataklar
En tipik örnekleri Japonya’da görülür ve burada Kuroko tipi yataklar olarak adlandırılır. Bu yataklarda bakır, kurşun, çinko değişik oranlarda ve genellikle 0,5- 1 milyon metal rezerv içeren düzenli masif kütleler halinde bulunurlar.
Doğu Karadeniz Bölgesinde sahile yakın bir çok masif bakır kurşun çinko yatağı vardır.Türkiye toplam çinko rezervinin üçte birinden fazlası tek başına MTA Genel Müdürlüğü tarafından 1970’li yılların başında bulunan Rize-Çayeli yatağında yer almaktadır (874 bin ton görünür metal çinko). Güneydoğusunda, Siirt-Madenköy’de bakırla birlikte yaklaşık 140 bin ton metal çinko tespit edilmiştir.
2-b) Karasal volkanizmaya bağlı yataklar
Kuzeybatı Anadolu bölgesinde bu tip birçok kurşun-çinko yatakları Balya’da olduğu gibi uzun yılar işletilmiştir. Bölgede son yıllarda yapılan aramalarda Çanakkale Koru’da olduğu gibi yeni yataklar bulunabilmektedir. Bu tip yataklara ayrıca Doğu Karadeniz Bölgesinin iç kısımlarında, Gümüşhane, Şebinkarahisar ve Koyulhisar yakınlarında da rastlanılmaktadır.
2-c) İntrüzyona bağlı yataklar
. Orta Anadolu Bölgesi’nde Akdağmadeni, Keban, Keskin yakınlarında ve muhtemelen Bolkardağında birçok orta ve küçük boyutlu kurşun-çinko yatakları bulunmaktadır.
KURŞUN-ÇİNKO ARAMALARI
Maden prospeksiyonu çalışmalarına göre gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarındaki artışa paralel olarak gelecekte kurşuna ve bilhassa çinkoya olan talep artacaktır. İç tüketimi karşılamak ve ihracaatı artırmak amacı ile çinko ve gümüş içeren kurşun yataklarının aranmasına hız verilmelidir. Türkiye’nin jeolojisi orta ve küçük rezervli yeni kurşun-çinko yataklarının bulunulmasına elverişlidir, ancak mostra vermemiş yeni yataklarının bulunması eskiye göre çok daha zordur.
Türkiye kurşun-çinko aramalarında birinci önceliğe sahip bölgesi Doğu Karadeniz Bölgesinin sahile yakın kısımları, ikinci önceliğe sahip bölgesi de Kuzeybatı Anadolu Bölgesi ile Doğu Karadeniz Bölgesinin iç kısımlarıdır. Bu bölgelerde denizaltı ve karasal volkanizmaya bağlı olarak oluşmuş kurşun-çinko yataklarını kontrol eden bölgesel ve lokal bazda gelişmiş tektonik ve magmatik faktörlerin çok yönlü çalışılarak dikkatli bir şekilde ortaya konulması gereklidir. Bakırca zengin bazı çinko yataklarının bulunduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi de çinko aramalarında üçüncü önceliğe sahip bölgelerdendir.
Granitlere ilişkili kurşun-çinko maden yatakları içeren Orta Anadolu Bölgesi aramalarda dördüncü önceliğe sahiptir. Bölgede çok sayıda bulunan granitik kayaçların jeotektonik özelliklerine göre içerdikleri maden yatakları değişmektedir. Skarn mineralleri ve cevher zonlaşması detay aramalardaki önemli unsurlardandır.
Dünyadaki büyük ve çok büyük kurşun çinko oluşumlarını içeren metamorfizmaya uğramış çok yaşlı sedimanter kayaçlar Türkiye’de çok az yerde mostra vermiştir. Toroslarda küçük ve çok küçük karbonatlı çinko yatakları içeren kayaçlar genellikle daha gençtir. Cevherleşme belli yaştaki karbonatlı kayaç tabakalarına bağımlı olarak kırık hatlarında ve karstik boşluklarda zenginleşmiştir. Cevherleşmeyi kontrol eden bölgesel sedimanter fasiyes özelliklerinin (örneğin paleoresif alanlarının) ve tektonik hatların ortaya konulması gereklidir. Ancak cevherleşmenin çok çabuk değişmesinden dolayı detay bazda yapılacak aramaların maden işletmesi ile paralel olarak galeriler boyunca yapılmasında fayda vardır. Karbonatlı kayaçlara bağımlı kurşun-çinko aramaları, bugünkü bilgilerimize göre, öncelikli değildir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Metalik Madenler (Krom)
6/10/2007 · Kategori: Endustriyel hammadeler
KROM
Genel Bilgiler
Ekonomik olarak işletilen tek krom minerali kromittir. Teorik mineraloji formülü FeCr2O4 olmakla birlikte, doğada bulunduğu haliyle formülü ;
[ ( Mg, Fe)++ (Cr, Al, Fe)+++] 2 O4 olan spinel grubu bir mineraldir.
Kullanım Alanları :. Metalurjik olarak krom cevherinin en önemli kullanım alanı paslanmaz çelik yapımında kullanılan ferro-krom imalidir. Refrakter alanda ise çok geniş kullanıma sahip olan krom cevheri, kimya endüstrisinde; Renk maddesi, deri tabaklama işleminde ve kuru pil imalinde kullanılır. Sınırlı miktarda da döküm sanayinde kullanılmaktadır. Krom cevherinin kimyasal bileşimi cevherin sanayideki kullanım alanlarını belirlemektedir. Metalurji sanayinde krom; ferrokrom, ferro-siliko-krom, krom bileşikleri, ekzotermik krom katkıları, diğer krom alaşımları ve krom metali şeklinde tüketilir. Son yıllarda metalurji sanayinde kullanılan kromun (krom demir alaşımları ve krom metalinin) yaklaşık % 95'i ferrokrom şeklindedir. Ferrokromun %90’ı başlıca paslanmaz ve ısıya dirençli çelik yapımında kullanılmaktadır. Paslanmaz çelikler %12-40 arasında krom içerir. Krom, çeliğe başlıca yüksek karbonlu ferrokrom şeklinde ilave edilir. Bu özelliği nedeniyle krom, savunma, sanayinin vazgeçilmez hammaddelerinden biridir ve bu açıdan stratejik öneme sahiptir. Konvansiyonel silahların üretimi dışında; Otomotiv, gemi, denizaltı ve uçak sanayi gibi birçok sektörlerde krom alaşımlı çelikler yaygın olarak kullanılmaktadır. Aşağıdaki tabloda kimyasal bileşenlerin oranlarına göre krom cevherinin kullanım alanları verilmiştir
Dünya krom cevheri tüketiminin %79’u metalurji, %13’ü kimya, %9’u refrakter sanayilerinde kullanılmaktadır. Sanayideki kullanım alanları kimyasal bileşim ve fiziksel özelliklerine göre sınırlı olmakla beraber, teknolojideki gelişmeler kimyasal bileşim ve fiziksel özelliklerden kaynaklanan sınırlamaları daha esnek hale getirmiştir.
Dünya Krom Rezervleri: Dünya toplam kromit kaynakları 7.6 milyar ton düzeyindedir. Bunun 3.6 milyar tonu rezerv sınıfındadır. Dünya krom kaynaklarının büyük bir bölümü stratiform yataklara aittir. Ekonomik olarak işletilebilen krom cevheri yatakları dünyada başlıca; Güney Afrika Cumhuriyeti, Kazakistan, Zimbabve, Finlandiya, Hindistan, Türkiye, İran, Filipinler Küba, ve Brezilya’da bulunmaktadır.
Dünya Üretim miktarları: Yıllık dünya krom rezervi üretimi 13-15 milyon ton düzeyindedir. 2003 yılında 13.5 milyon ton, 2004 yılında da 14 milyon ton krom cevheri üretilmiştir (2004 USGS). Güney Afrika 6.5 milyon ton ile 2004 yılı dünya toplam üretiminin %47’ini gerçekleştirmiştir. Kazakistan 2.4 milyon ton, Hindistan ise 1.9 milyon krom cevheri üretmişlerdir. Yıllık tüketim ortalama % 5 civarında artmaktadır. Dünya krom pazarlarında yeni üretici ülke pek katılmazken; Yunanistan, Sırbistan (Yugoslavya) ve Pakistan gibi ülkelerin krom cevheri rezervlerinin tükenmesi veya azalması sonucu pazardan çekildikleri görülmektedir.
Türkiye Krom Üretimi: Türkiye’de krom madenciliği 1850 li yıllarda başlamıştır. Bugüne kadar Türkiye dünya krom pazarlarında önemli bir paya sahip olagelmiştir. Bazı yıllarda üretim bakımından ilk sırada yer almış, çoğu yıllarda 3. ile 6. sıralar arasında yerini korumuştur. Bugüne kadar Türkiye’de 47 milyon ton kadar krom cevheri ürettiği hesap edilmektedir.
Türkiye krom cevheri üretimi 2.080.043 ton ile, 1995 yılında en üst düzeye ulaşmıştır. 1995 yılını takip eden yıllarda üretim genel bir azalma eğilimine girmiş, bu eğilim 2000 ve 2001 yılında daha da hızlanmış, 2001 yılında 389.759 ton olmuştur. 2003 yılında ise, krom piyasasındaki canlanmalar nedeniyle talep artışına bağlı olarak fiyatlarda yükselmiştir. Bu nedenle, son iki yılda üretim miktarları kısmen artmıştır
Yıllara göre krom cevheri tüvenan üretim değerleri (ton)
| 1995 | 1998 | 1999 | 2000 | 2001 | *2002 | *2003 | **2004 |
| 2.080.043 | 1.440.470 | 1.019.542 | 545.725 | 389.759 | 527.845 | 504.803 | 209.120 |
Kaynak: DİE (**2004 yılına ait üretim verileri altı aylıktır)
* 2002 ve 2003 yılarına ait üretim rakamları Maden İşleri Genel Müdürlüğün’den alınmıştır.
Türkiye Krom Yatakları ve Rezervleri Krom yataklarının içinde bulunduğu peridotit genel ismiyle anılan ultrabazik kayalar, Türkiye’de geniş alanlar kaplarlar. Türkiye’de krom yatakları belirgin bir dağılım düzeni göstermeksizin peridotitler içinde ülke geneline yayılmış durumdadır. Türkiye’de 1000 kadar tek veya grup halinde krom yatağı ve krom cevheri zuhuru bulunmaktadır. Coğrafik yönden krom yataklarının dağılımı 6 bölgede toplanabilir. Bu bölgelerdeki bilinen önemli zuhurlar %Cr2O3 tenör değerleri ile aşağıda verilmiştir.
1- Guleman (Elazığ Yöresi): Batı Kef (6.8 milyon ton, %33), Doğu Kef (500.000 ton, %40-45), Sori Ocakları(2,5 milyon ton, %42-48),Kapin (700.000 ton, %43-47)
2- Fethiye-Köyceğiz-Denizli Yöresi: Karaismailler (800.000 ton, %30-38), Üzümlü- Sazlı 100.000 ton, %36), Biticealan (102.000 ton, %44-48), Kazandere (236.000 ton, %37,5), Kandak (100.000 ton, %40-46)
3- Bursa-Kütahya-Eskişehir Yöresi: Harmancık-Başalan (163.000 ton, %20), Ömeraltı-Kınalıbatak (100.000 ton, %23), Miran-Hudut-Koca Ocaklar (120.000 ton, %43), Orhaneli-Karıncalı (40.000 ton, %5-30), Büyükorhan-Kırocak (277.000 ton, %10-18),Kömürlük (53.000 ton, %15-40), Eskişehir-Karacaören (35.000 ton, %15-45), Eskişehir-Karaburhan (1.800.000 ton, %22-26), Kavak Kromları (1 milyon ton, %30-45)
4- Mersin-Adana-Kayseri Yöresi: Adana- Aladağ (198 milyon ton ,%5,60), Kayseri-Pınarbaşı -Dedeman 9 no’lu Ocak (490.000 ton, %20-30-Tarla Ocak 300.000 ton, %10-20)
5- Sivas-Erzincan-Kopdağ Yöresi: Sivas- Kangal-Karanlıkdere, (2,3 milyon ton, %5-15),Karadere (55.000 ton, %43-44), Erzincan- Kopdağ (3,6 milyon ton, %38-54)
6- İskenderun-Kahramanmaraş Yöresi: Hatay- Kızıldağ (117.000 ton, %34-44)
MTA Genel Müdürlüğü, Maden Etüt ve Arama Dairesi bünyesinde, 145 krom yatağında yapılan çalışmalar sonucu, gerek kendisinin derlediği veriler ve gerekse işletmeci kuruluşlardan derlenen verilerin değerlendirilmesi sonucu %20 den daha fazla Cr2O3 içerikli krom rezervi yaklaşık 26 milyon ton olarak verilmektedir. Krom rezervleriyle ilgili bilgilerin yetersizliğine karşın bugüne kadar, dünya krom pazarlarında olumlu gelişmelerin olduğu dönemlerde Türkiye krom madencileri artan talebi karşılamada sıkıntı çekmemişlerdir. Öte yandan, Aladağ (Adana) yöresinde MTA’nın, daha sonra da Etibank’ın arama çalışmaları sonucunda %5.60 Cr2O3 tenörlü 198.100.000 ton düşük tenörlü krom cevheri rezervi ortaya konmuştur. Arama çalışmalarının, Etibank’ın ruhsat sahasının dışına taşırılması durumunda, bu rezerv rakamının daha da artabileceği ve 400.000.000 tona ulaşabileceği düşünülmektedir.
Ülkemizin krom üretimi açısından en önemli bölgesi Guleman (Elazığ) dır. Batı- Doğu Kef, Sori, Tepebaşı, Uzundamar, gibi önemli ocaklardan parça ve konsantre cevher elde edilmektedir. Üretim yönünden ikinci öncelikli bölge Erzincan- Kopdağ yöresidir. Büyük Ezan (Kopdağ) krom yatağından 1981-1993 yılları arasında ortalama 300 bin ton/yıl cevher üretilmiştir. Bununla birlikte, Eskişehir-Kavak Kromları (Çamaşırlık Ocakları) ile Bursa- Orhaneli ve Harmancık yörelerinden de önemli miktarlarda üretimler söz konusudur.
Türkiye Krom İhracat veİthalatı
İthalat
| MİKTAR (Ton) 2001 | DEĞER ($) 2001 | MİKTAR (Ton) 2002 | DEĞER ($) 2002 | MİKTAR (Ton) 2003 | DEĞER ($) 2003 | MİKTAR (Ton) 2004* | DEĞER ($) 2004* |
| 101.278 | 6.932.586 | 68.831 | 3.614.655 | 82.452 | 6.528.159 | 35.703 | 3.637.638 |
İhracat
| MİKTAR (Ton) 2001 | DEĞER ($) 2001 | MİKTAR (Ton) 2002 | DEĞER ($) 2002 | MİKTAR (Ton) 2003 | DEĞER ($) 2003 | MİKTAR (Ton) 2004* | DEĞER ($) *2004* |
| 326.697 | 24.157.069 | 265.296 | 19.737.830 | 363.699 | 27.309.206 | 299.676 | 27.307.401 |
Kaynak: DİE (*2004 yılına ait üretim verileri altı aylıktır)
İstanbul Metal Maden İhracatcıları Birliği verilerine göre Ferrokrom ihracat değerleri ($)
| 2002 | 2003 |
| 27.065.696 | 31.213.701 |
Sonuç ve Değerlendirmeler
q Türkiye ham cevher, ferrokrom ve krom kimyasalları dış satımından önemli döviz geliri sağlamaktadır.
q Krom cevherinin krom bileşikleri ve ferrokrom tesisleri dışında yurtiçi tüketimi, refrakter sanayinde 15.000 ton/yıl, döküm sanayinde ise 1000 ton/yıl düzeyindedir. Dünya krom cevheri üretimi ve ferrokrom üretimi ile bunların ihracat ve ithalat verileri incelendiğinde, krom cevheri üreten ülkelerin çoğunluğunun ürettikleri cevheri ferrokroma dönüştürerek ihraç ettikleri görülmektedir. Dolayısıyla, Türkiye ham cevher ihraç etmek yerine katma değeri yüksek olan ferrokrom üreterek ihraç etmesi ve bu sayede, döviz girdisini 3-4 kat arttırması mümkündür. Ancak, üretimin önemli girdilerinden olan enerji fiyatları dünyada çalışmakta olan ferrokrom ve maden işletmelerindeki fiyatlar seviyesine indirilerek bu sektördeki rekabet gücü geliştirilmelidir.
q Türkiye’nin 160.000 ton/yıl ferrokrom üretim kapasitesi mevcuttur. Türkiye’de krom cevheri kullanan tesislerin tam kapasite ile çalışmaları durumunda, yıllık krom cevheri tüketimi 530.000 ton olacaktır. Bugüne kadar bu tesisler tam kapasite ile çalışmamışlardır.
q Türkiye, 1995-1998 yılları arasında krom üretimi açısından dünyada ikinci ve dördüncü sıralarda yer almıştır. Yaklaşık 150 yıldır dünyanın ilk 6 krom üreticisi arasında yer alan ülkemizin bu konumunu daha uzun yıllar koruması zor görünmektedir.
q 1960’lardan beri genellikle yer altı işletmeciliği şeklinde sürdürülen krom madenciliğinde işletme derinlikleri artmıştır. Ocakların derinleşmesi sonucu maliyetler artmış, rekabet gücümüz azalmıştır.
q Düşük tenörlü ( ortalama %5,60 Cr2O3 )198 milyon ton rezerviyle Kızılyüksek-Yataardıç Yatağı (Aladağ/Adana) önümüzdeki yıllarda önem kazanacak sahalarımızdandır. Bu yatağın, yörede bir ferrokrom fabrikası kurularak işletilmesi imkanları araştırılmalıdır.
q Eski ocaklar yeniden ele alınmalı; ya bu eski ocaklarda maden jeoloji çalışmaları gerçekleştirilerek, ya da yüksek riskler göze alınarak arama projeleri gerçekleştirilmelidir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::
Son Yazılarım
- Deprem Yapı Riski Testi
- Gps Nedir?
- Metalik Madenler (Antimuan)
- Metalik Madenler (KURŞUN ÇİNKO)
- Metalik Madenler (Krom)